Ödemek-Ödememek

ÖDEMEK Mİ ZOR ÖDEMEMEK Mİ

Mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde Türkiye’de mükelleflerin karşı karşıya olduğu vergi yükü ve sosyal güvenlik kesintileri herkesin malumu Firmaların bu kadar ağır VERGİ ve SGK yükü ile karşı karşıya olmaları, ekonomik krizin ve parasal sıkıntının had safhada olduğu son dönemlerde, ister istemez yeni bir sorunu ortaya çıkarmaktadır.

Firmaların bir kısmı mecburiyetten, bir kısmı ise nakit planlaması tercihlerinden dolayı bu tür vergi ve SGK ödemelerini ya ödememekte ya da gecikmeli olarak ödemektedirler.

Peki bu tür yasal ödemelerin yapılmamasının sonuçları ve maliyeti nedir? Ödemezsek ne olur? Öncelikle belirtmek gerekir ki gerek vergi ve gerekse SGK ödemeleri 6183 sayılı kanuna yani “Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanununa” göre tahsil ve takibi yapılan kamu alacaklarıdır.

Son yıllarda kamunun otomasyon yatırımları sayesinde ödenmeyen kamu borçlarının tespiti ve takibi çok kısa sürelerde gerçekleştirilebilmektedir. Her ne şekilde olursa olsun (beyannameye, incelemeye dayanan veya dayanmayan; re’sen, ikmalen veya idarece tarhedilen) tüm kamu borçları vadesinde ödenmediğinde 2 önemli sonuç doğurur.

Bunlardan birincisi ödenmeyen vergi ve SGK borçlarına uygulanan gecikme zammı, ikincisi vergi ve SGK alacağının tahsili için başlatılan idari işlemlerdir. Mükellef nezdinde tahakkuk eden vergi, bir amme alacağı haline geldiğinden dolayı 6183 Sayılı Kanun hükümleri gereğince vadesinde ödenmez ise vade tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı %2,5 oranında gecikme zammı hesaplanmaktadır. (ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesap edilmektedir) SGK prim borçlarının vadesi gelmesine karşın ödenememiş olması ise daha vahim bir durum ortaya çıkarmaktadır.

Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde faize faiz uygulaması şeklinde farklı bir uygulama yapılmaktadır. Ödenmeyen pirimler için sürenin bittiği tarihten itibaren ilk üç aylık sürede her bir ay için % 3 oranında gecikme cezası uygulanarak artırılmaktadır.

Ayrıca, her ay için bulunan tutarlara ödeme süresinin bittiği tarihten başlamak üzere borç ödeninceye kadar her ay için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak bir önceki aya ait TL cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi bileşik bazda uygulanarak gecikme zammı hesaplanmaktadır.

Ancak, ödemenin yapıldığı ay için gecikme zammı günlük hesaplanmaktadır. Örneğin 1.000,-TL prim borcunu 3 ay geç ödenmesi halinde ortalama faiz aylık%1,5 kabul etsek %3 gecikme cezaları ile beraber ödenmesi gereken tutar 1.143,-TL’ya ulaşmaktadır. Bu ise aylık 4,75 gibi aylık faize denk gelmektedir.

Diğer yandan 6183 sayılı kanuna göre ödenen gecikme zamları kanunen kabul edilmeyen gider mahiyetinde olduğundan ve matrahtan düşülemediğinden finansman maliyeti, Kurumlar Vergisi oranı kadar yani %20 artmaktadır.

Böylelikle ödenmeyen vergi borcunun işletmelere maliyeti aylık %3’ü SGK prim borçları için ilk 3 aydaki aylık maliyeti %5,7’yi geçmektedir.

Üstelik ödenmeyen sigorta primleri ancak fiilen ödendiği dönemde gider yazılabildiği için ödeme yapılmadığı sürece şirket karı ve matrahı bu borçlar kadar fazla çıkacak ve örneğimizdeki gibi fazladan 1.000,-TL üzerinden 200 TL ilave kurumlar vergisi ödenmesi sözkonusu olacaktır.

Günümüz koşullarında finans sektöründen borçlanma maliyetlerine bir göz attığımızda işletmelerin aylık ortalama %1–1,5 düzeyinde ki fiyatlarla fon sağlayabildiğini görmekteyiz. İşletmeler durum analizi yaparken, öz kaynaklarına yönelme imkânının olmadığı hallerde faiz-maliyet dengesini iyi kurmalıdırlar.

Diğer taraftan ödenmeyen kamu borçları için idare haciz ve cebri tahsilat yoluna gitmektedir. Bu işlem, borçlu firmanın tapu, trafik ve bankalardaki tüm varlıklarına haciz konulması anlamına gelmektedir.

Böyle bir haciz uygulaması ise firmaların itibarını ciddi olarak etkilemekle beraber normal ticari işlemlerinin de aksamasına ve kredibilitesinin düşmesine neden olmaktadır.

Sermaye şirketlerinin yukarıda bahsi geçen amme borçları (hem vergi borçları hem de SGK borçları) nedeniyle ortaklarına müteselsil sorumluluk yüklenebilmektedir.

Limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olmakta ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulmaktadırlar.

Limited şirketlerde aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile yetkilidirler. Böyle bir durumda ortakların hepsi kanuni temsilci sıfatına haiz olacaklarından, amme alacağının tamamından müşterek ve müteselsil olarak sorumlu tutulmaktadırlar.

Ancak şirket işlerini idare ve şirketi temsile yetki verilmiş bir kişi (ortak) bulunması halinde, kanuni temsilci olan bu ortak amme alacağının tamamından sorumlu olacaktır. Anonim şirketlerde ise durum ortaklar adına daha olumludur.

Esasında anonim şirketlerin ortaklarının, anonim şirketlerin ödenmemiş amme borçlarından sorumlu tutulacağına ilişkin herhangi bir kanuni düzenleme bulunmadığından, bu ortakların şirketlerin ödenmemiş amme borçlarından sorumluluğu bulunmamaktadır.

Sadece ödenmemiş sermaye payları ile sınırlı olarak ortakların kamu borçlarından sorumluluğu olabilmektedir. Ancak şirketi temsil yetkisi murahhas üye veya üyeler ile şirkette pay sahibi olmayan sorumlu müdürlere bırakılmış ise, amme alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilmekte, temsil yetkisi murahhas üyelere veya pay sahibi olmayan müdürlere bırakılmamış ise, yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilci sıfatını taşımakta ve amme alacağının ödenmesinden yönetim kurulu üyeleri şahsi mal varlıklarıyla sorumlu tutulabilmektedirler.

Şirket idarecilerine ve ortaklarına uygulanan bir başka müeyyide ise “yurt dışına çıkış yasağı”dır.

Her sene Maliye Bakanlığı’nca belirlenen tutarın (2009 yılı için 100.000,-TL) üzerinde vergi borcu olan firmaların ortak veya yöneticilerine yurt dışına çıkış yasağı konulmaktadır.

Bir başka sevimsiz müeyyide ise vergi yüzsüzleri listesine dahil edilmektir. Yine Maliye Bakanlığı her sene belli bir tutarın (2009 yılı için 850.000,-TL) üzerinde borcu olan firmaları bir liste halinde yayınlamaktadır.

Birçok kamu ihalesinde ve desteklerinde şirketlerin kamu borçlarının olmaması bir ön koşul olarak aranmakta, borçlu firmalar bu tür ihale ve teşviklerden mahrum kalmaktadır.

Kamu borcu olan veya değişik sebeplerle kamu borcunu ödememeyi düşünen firmaların yönetici ve ortaklarının konuyu tüm yönleri ile irdelemelerinde fayda vardır. Firmaların imkanları varsa finans kuruluşlarından borçlanarak kamu borçlarını ödemeleri daha az maliyetli olacaktır.

Yeni bir uygulama ile faizin yüzde 75’i KOSGEB tarafından karşılanan 15 ay vadeli ‘Cansuyu kredisi’nden vergi borcu bulunan işletmelerin de yararlanabilmesi imkanı sağlanmıştır. Vergi ve SGK pirim borcu bulunan işletmeler, borçları kredi desteğinden mahsup edilmek üzere krediyi kullanabileceklerdir. Diğer yandan hiçbir firma bilerek ve isteyerek borçlu kalmayı ve bu müeyyidelere muhatap olmayı istemeyeceğine göre, özellikle faizlerin düştüğü bu ortamda kamunun uyguladığı gecikme zammı oranlarını bir an önce düşürmesi(*) yerinde olacaktır. (*) Yazı ile ilgili Not; Gecikme faizi oranları, yazının yayınlanmasından sonraki tarihte düşürülmüştür.